kitabı hevesle aldım, ama çeviride tercih edlien bazı kelimeler rahatsız edecek denli yaygın kullanımdan, genel kabul görmüş kelimelerden uzak. sözgelimi "dolayımlamak". TDK'nın Büyük Türkçe Sözlüğü'nde olmayan bir kelime ve çeviride sıklıkla kullanılıyor. bir başka kelime "çatışkı". böylesi bir kitabı yayınlamanızı, Türkçeye kazandırmanızı takdir ediyorum. bunun yanında çeviride akıcılığı bozmayacak kelimeler tercih edilmeliydi de diyorum sıkça. sade bir dilden, Öztürkçe'den yanayım, ama sadelik adına, arapça kökenli kelimeler kullanmamak adına dili zorlamak beni rahatsız ediyor.
Bir okur eline kitabı alıp birkaç sayfa okuduğunda şunu dememeli: "Keşke bu kitabın aslını alsaydım. Çeviriye güvenmekle hata etmişim."
"Vahşi Hafiyeler" kitabı da sade bir dille çevrilmiş ve okurken kelimelere takılmıyor insan. hoş bir çeviri roman. "Franny ve Zooey" de aynı şekilde çok iyi çevirlmiş bir kitap. Yaşlı bir kadın (Bessie) oğluna "Tahammülfersasın!" diyor. Çevirmen burada kullandığı kelime eski bir kelime olmasına, öykünün genelindeki sade, akıcı dile rağmen insanı rahatsız etmiyor, çünkü Bessie yaşlı ve eski kuşaktan bir insan. Aksine çok modern bir dil kullanması garip kaçardı.
Son olarak "hafifmeşrep" denecek yerde "hafifyollu" denebilir, "muzip" yerine "şakacı, sulu" denebilir, ama "takılgan" demek ne kadar anlaşılır, anlaşılsa da çevirinin bütünlüğü içinde akıcılığı ne kadar korur?
Kısacası kitabı aldım, ama memnun değilim. Türkçe'de felsefi metin çevirileri nedense hep zorlama geliyor bana. Tam karşılığı olmayan kelimeleri olduğu gibi bırakmak, zorlama bir çeviri yapmaktan daha doğru. örneğin "leitmotiv" . |